Evlilikte Eşler Neden Susar? Küslük ve Sessizlik Döngüsü
Evlilikte Eşler Neden Susar? Küslük, Kaçınma ve Sessizlik Döngüsü
Evlilikte bazı tartışmalar bağırışla değil, sessizlikle büyür. Bir eş konuşmak isterken diğerinin konuyu kapatması, odadan uzaklaşması, günlerce konuşmaması veya “Şimdi sırası değil” diyerek sürekli ertelemesi zamanla ilişkide görünmez bir mesafe oluşturabilir.
Başlangıçta yalnızca bir tartışmadan kaçınmak gibi görünen bu durum, tekrarlandığında çiftlerin birbirine ulaşmasını zorlaştırabilir. Özellikle bir taraf sorun hakkında konuşmak için daha fazla ısrar ettikçe diğer tarafın daha fazla geri çekildiği döngüler, ilişkinin kendisini tartışmanın konusu hâline getirebilir.
Peki eşler neden susar? Sessizlik her zaman sevgisizlik anlamına mı gelir? Küslük ile sağlıklı bir mola arasındaki fark nedir? Ve konuşmayan bir eşle iletişim yeniden nasıl kurulabilir?
Bu rehberde bu sorulara psikolojik açıdan bakacağız.
Evlilikte Sessizlik Her Zaman Aynı Anlama Gelmez
Bir eşin tartışma sırasında sessizleşmesi tek başına ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez.
Bazı insanlar yoğun bir tartışma sırasında düşüncelerini toparlamak, öfkelerini azaltmak veya yanlış bir şey söylememek için kısa süreliğine geri çekilebilir. Burada belirleyici olan yalnızca sessiz kalmak değil, sessizliğin nasıl ve ne kadar süreyle kullanıldığıdır.
Örneğin:
“Şu anda çok öfkeliyim. Bir saat sakinleşip sonra konuşabilir miyiz?”
demek ile
“Seninle konuşmayacağım.”
diyerek günlerce iletişimi kesmek aynı davranış değildir.
İlkinde iletişime geri dönme niyeti ve bir sınır vardır. İkincisinde ise karşı tarafın ne zaman ve nasıl iletişim kurabileceği belirsiz kalabilir.
Bu nedenle evlilikte sessizliği değerlendirirken şu sorular daha anlamlıdır:
-
Sessizlik tartışmayı sakinleştirmek için mi kullanılıyor?
-
Konuşmaya daha sonra geri dönülüyor mu?
-
Bir taraf diğerini cezalandırmak için mi susuyor?
-
Sorunlar konuşulmadan sürekli erteleniyor mu?
-
Sessizlik sonrasında aynı problem tekrar mı yaşanıyor?
-
Eşlerden biri kendisini sürekli reddedilmiş veya yalnız hissediyor mu?
Eşler Neden Konuşmayı Bırakır?
Sessizliğin arkasında tek bir neden bulunmaz.
Bazen kişi tartışmaların hiçbir yere varmadığını düşündüğü için konuşmaktan vazgeçer. Bazen geçmişte kendisini ifade ettiğinde eleştirildiğini veya küçümsendiğini düşündüğü için geri çekilir.
Bazı ilişkilerde ise konuşmak yeni bir tartışmanın başlangıcı hâline gelmiştir.
Kişi zamanla şunu öğrenebilir:
“Ne söylersem söyleyeyim kavga çıkıyor.”
Bunun sonucunda konuşmak yerine susmak daha güvenli görünmeye başlayabilir.
Ancak kısa vadede çatışmayı azaltan bu davranış, sorunların uzun vadede ortadan kalktığı anlamına gelmez.
1. Tartışmanın kontrolden çıkmasından korkmak
Bazı çiftlerde konuşmalar kısa sürede suçlamaya, savunmaya ve karşı saldırıya dönüşür.
Bir konu hakkında konuşmaya başlayan çift kısa süre içinde geçmişte yaşanan bütün sorunları gündeme getirebilir.
Bu durumda eşlerden biri:
“Konuşursak yine kavga edeceğiz.”
diyerek geri çekilebilir.
2. Anlaşılmadığını düşünmek
Kişi defalarca kendisini anlatmasına rağmen anlaşılmadığını düşünüyorsa zamanla konuşma isteğini kaybedebilir.
Bu noktada sorun yalnızca “iletişim kurmamak” değildir. Kişinin ilişki içerisinde duyulmadığını hissetmesi de önemlidir.
3. Eleştirilme veya reddedilme korkusu
Bazı kişiler ihtiyaçlarını doğrudan ifade etmekte zorlanabilir.
“Bana yeterince zaman ayırmıyorsun.”
demek yerine hiçbir şey söylememeyi tercih edebilir.
Çünkü ihtiyaç ifade etmek, kişinin kendisini savunmasız hissetmesine neden olabilir.
4. Kırgınlığın birikmesi
Bazen sessizlik tek bir olaydan kaynaklanmaz.
Aylar veya yıllar boyunca konuşulmadan biriken küçük kırgınlıklar zamanla kişinin ilişkiye yönelik motivasyonunu azaltabilir.
Bu durumda eşler aynı evde yaşamaya devam ederken duygusal olarak birbirlerinden uzaklaşabilir.
Bir Eş Konuşmak İsterken Diğeri Neden Geri Çekilir?
Çift ilişkilerinde sık görülen iletişim örüntülerinden biri, bir tarafın problemi çözmek için konuşmayı artırırken diğer tarafın konuşmayı azaltmasıdır.
Örneğin:
Eş A: “Bu konuyu artık konuşmamız gerekiyor.”
Eş B: “Şimdi konuşmak istemiyorum.”
Eş A: “Sen zaten hiçbir zaman konuşmak istemiyorsun.”
Eş B: “Bak yine kavga çıkarıyorsun.”
Eş A: “Çünkü sen beni hiç dinlemiyorsun.”
Eş B: “Tamam, ne hâlin varsa gör.”
Böyle bir döngüde iki taraf da kendisini haklı hissedebilir.
Konuşmak isteyen taraf, “Beni önemsemiyor.” diye düşünebilir.
Geri çekilen taraf ise “Bana sürekli baskı yapılıyor.” hissine kapılabilir.
Araştırmalarda bu tür talep-etme/geri çekilme örüntülerinin ilişki doyumu ve çatışma çözümüyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte geri çekilmenin her durumda aynı anlama gelmediğini; davranışın sosyal ve ekonomik koşullar gibi bağlama göre farklı işlevler taşıyabileceğini gösteren çalışmalar da vardır. Bu nedenle tek bir iletişim davranışından hareketle ilişki hakkında kesin bir sonuç çıkarmak doğru değildir.
Küsmek ile Sağlıklı Mola Vermek Arasındaki Fark
İlişkilerde zaman zaman tartışmaya ara vermek sağlıksız olmak zorunda değildir.
Hatta yoğun duyguların yaşandığı bir anda konuşmaya devam etmek yerine kısa bir mola vermek bazı çiftler için daha yapıcı olabilir.
Buradaki kritik fark molanın iletişimi tamamen kesmek anlamına gelip gelmemesidir.
Sağlıklı bir mola şöyle ifade edilebilir:
“Şu anda çok gerildim. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var. Akşam konuşmaya devam edelim.”
Küslük veya cezalandırıcı sessizlik ise daha belirsiz olabilir:
“Seninle konuşmuyorum.”
ve ardından herhangi bir konuşma zamanı belirlenmemesi.
Birincisinde ilişki bağının tamamen kesilmediği mesajı vardır. İkincisinde karşı taraf ne zaman yeniden iletişim kurulacağını bilemeyebilir.
Bu ayrım özellikle uzun süreli ilişkilerde önemlidir.
Sürekli Susmak Evliliği Nasıl Etkileyebilir?
Her sessizlik evliliğe zarar vermez. Ancak sorunların sürekli ertelenmesi, tarafların ihtiyaçlarını ifade edememesi ve çatışmaların çözümsüz kalması ilişkiyi zaman içinde zorlayabilir.
Araştırmalar, talep-etme ve geri çekilme örüntüsünün daha fazla yaşandığı ilişkilerde daha düşük ilişki doyumu ve daha düşük çatışma çözümüyle ilişkiler bulunduğunu göstermektedir.
Bu durum “eşiniz sustuysa evliliğiniz bitiyor” anlamına gelmez.
Asıl önemli nokta, bu davranışın tekrarlayan bir ilişki döngüsüne dönüşüp dönüşmediğidir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
-
Aynı konuları tekrar tekrar konuşuyor ama sonuç alamıyor musunuz?
-
Tartışmaların sonunda biriniz mutlaka iletişimi kesiyor mu?
-
Eşinizle önemli konuları konuşmaktan kaçınmaya başladınız mı?
-
Evde fiziksel olarak birlikte olmanıza rağmen duygusal olarak yalnız mı hissediyorsunuz?
-
Konuşmak yerine mesajlaşmayı veya üçüncü kişiler üzerinden iletişim kurmayı mı tercih ediyorsunuz?
-
Bir sorun çıktığında çözüm yerine günlerce sessizlik mi yaşanıyor?
Bu soruların çoğuna “evet” yanıtı veriyorsanız, sorun yalnızca tek bir tartışma olmayabilir.
“Eşim Benimle Konuşmuyor, Ne Yapmalıyım?”
İlk adım, karşı tarafı konuşmaya zorlamak yerine iletişim biçimini değiştirmeye çalışmaktır.
Örneğin:
“Sen zaten hiçbir zaman konuşmuyorsun.”
yerine:
“Aramızda konuşulmayan bir şeyler olduğunu hissediyorum. Seni suçlamak için değil, seni anlamak için konuşmak istiyorum.”
demek daha farklı bir iletişim zemini oluşturabilir.
Burada amaç, eşinizi bir anda değiştirmek değildir.
Amaç, karşılıklı savunmayı azaltabilecek bir başlangıç yapabilmektir.
Konuşmak için doğru zamanı seçin
Önemli bir konuyu tam tartışmanın ortasında çözmeye çalışmak her zaman işe yaramayabilir.
Çocukların yanında, işe yetişmeye çalışırken veya taraflardan biri yoğun biçimde öfkeliyken konuşmaya başlamak yerine daha sakin bir zaman belirlemek mümkün olabilir.
“Sen” cümlelerini azaltın
“Sen beni hiç anlamıyorsun.”
yerine:
“Anlaşılmadığımı hissettiğimde kendimi yalnız hissediyorum.”
demek suçlama düzeyini azaltabilir.
Bu küçük değişiklik, konuşmanın içeriğinden çok iletişim biçimini değiştirmeye yarar.
Tek seferde bütün evliliği çözmeye çalışmayın
Bir konuşmada yılların bütün problemlerini çözmek gerçekçi değildir.
Önce tek bir konuyu ele almak daha mümkün olabilir.
Örneğin:
“Son zamanlarda birlikte geçirdiğimiz zamanın azalması beni etkiliyor.”
demek, aynı anda para, aileler, çocuklar, cinsellik ve geçmiş tartışmaları gündeme getirmekten daha yönetilebilir olabilir.
Peki Eşim Terapiye Gelmek İstemiyorsa?
Eşlerden birinin profesyonel desteğe sıcak bakmaması, diğer kişinin yaşadığı sıkıntının önemsiz olduğu anlamına gelmez.
Çift terapisi ideal olarak iki kişinin katılımıyla yürütülen bir süreçtir. Ancak kişi kendi yaşadığı ilişki sorunlarını, iletişim biçimini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını anlamak için bireysel psikolojik destek almayı da değerlendirebilir.
Burada amaç eşini gizlice değiştirmek veya “terapi aracılığıyla eşimi düzeltmek” değildir.
Amaç, kişinin kendi tutumlarını, ilişki içindeki döngüyü ve kendi seçeneklerini daha sağlıklı değerlendirebilmesidir.
Çift terapisi üzerine yapılan meta-analizler, farklı çift terapisi yaklaşımlarının ilişki sorunlarında anlamlı iyileşmeler sağlayabildiğini göstermektedir; ancak sonuçlar her çiftte aynı değildir ve terapi bir ilişkinin devam edeceğine dair garanti vermez.
İlişkide Sessizlik Varsa Terapi Ne İşe Yarayabilir?
Çift terapisinin amacı yalnızca “daha fazla konuşmayı” sağlamak değildir.
Daha önemli soru şudur:
Çift neden konuşurken birbirine ulaşamıyor?
Bir taraf neden sürekli açıklama yapma ihtiyacı hissediyor?
Diğer taraf neden geri çekiliyor?
Tartışma hangi noktada tırmanıyor?
Hangi cümleler savunmayı artırıyor?
Hangi ihtiyaçlar doğrudan ifade edilemiyor?
Profesyonel bir süreç, bu tekrar eden ilişki döngülerinin daha görünür hâle gelmesine yardımcı olabilir.
Bilimsel literatürde çift terapisi yaklaşımlarının ilişki sıkıntısını azaltmada etkili olabildiğine ilişkin önemli bir araştırma birikimi bulunmaktadır. Bununla birlikte terapi sonuçları çiftin özelliklerine, sorunun niteliğine, sürece katılıma ve başka birçok faktöre göre değişebilir.
Her Sessizliği “İlişki Sorunu” Olarak Görmemek Gerekir
Burada önemli bir ayrım daha vardır.
İnsanların çatışma karşısındaki tepkileri aynı değildir.
Bir kişi tartışırken hemen konuşmak isterken başka biri düşünmek için zamana ihtiyaç duyabilir.
Dolayısıyla eşinizin kısa süreliğine geri çekilmesi tek başına problem olduğu anlamına gelmez.
Daha önemli olan şu üç sorudur:
Geri çekilme geçici mi?
İletişime geri dönülüyor mu?
Sorunlar zaman içinde ele alınabiliyor mu?
Eğer kişi sakinleşmek için kısa bir mola veriyor ve daha sonra konuşmaya dönüyorsa bu, çatışmadan kaçınmaktan farklı değerlendirilebilir.
Sessizlik Ceza Vermek İçin Kullanılıyorsa
Bazı ilişkilerde sessizlik, karşı tarafı kontrol etmek veya cezalandırmak amacıyla kullanılabilir.
Bu durumda konu yalnızca “iletişim becerisi” değildir.
Özellikle tehdit, korkutma, aşağılama, ekonomik kontrol, fiziksel şiddet, cinsel zorlama veya başka istismar biçimleri söz konusuysa ilişkiyi sıradan bir iletişim problemi gibi ele almamak gerekir.
Güvenlik öncelikli değerlendirme yapılmalıdır.
Böyle durumlarda kişinin yalnızca “eşimi nasıl konuşturabilirim?” sorusuna odaklanması yeterli olmayabilir.
Evlilikte Sessizlik Döngüsünü Kırmak İçin Nereden Başlanabilir?
Bazen büyük değişikliklerden önce küçük bir iletişim değişikliği gerekir.
Şu üç adım başlangıç için düşünülebilir:
1. Döngüyü fark edin.
“Ben konuşmak için ısrar ediyorum, eşim geri çekiliyor; eşim geri çekildikçe ben daha fazla ısrar ediyorum.”
gibi tekrar eden örüntüyü fark etmek önemlidir.
2. Suçlama yerine ihtiyacı ifade edin.
“Sen hiç benimle ilgilenmiyorsun.”
yerine:
“Son zamanlarda senden uzaklaştığımı hissediyorum ve yeniden yakınlaşmak istiyorum.”
demek farklı bir kapı açabilir.
3. Konuşmak için güvenli bir zaman belirleyin.
Tartışmanın ortasında çözüm aramak yerine, daha sakin bir zamanda kısa ve belirli bir konuşma planlamak daha uygulanabilir olabilir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Düşünülebilir?
Evlilikte aynı sorunlar sürekli tekrarlanıyorsa, konuşmalar düzenli olarak kavgaya dönüşüyorsa veya eşler uzun süre birbirinden uzaklaşıyorsa profesyonel destek değerlendirilebilir.
Özellikle:
-
İletişim sürekli kopuyorsa,
-
Aynı tartışmalar tekrar tekrar yaşanıyorsa,
-
Güven ciddi biçimde zedelenmişse,
-
Duygusal uzaklaşma belirginleşmişse,
-
Boşanma düşüncesi gündeme gelmişse,
-
Eşlerden biri ilişki içerisinde kendisini sürekli yalnız hissediyorsa,
çift danışmanlığı veya uygun durumlarda bireysel psikolojik destek seçenekleri değerlendirilebilir.
Amaç “evliliği ne pahasına olursa olsun kurtarmak” değil; ilişkinin durumunu daha sağlıklı anlamak, seçenekleri görmek ve daha bilinçli kararlar verebilmektir.
Sonuç: Bazen Sorun Sessizlik Değil, Sessizliğin Ardındaki Döngüdür
Evlilikte susmak her zaman sevgisizlik değildir.
Bazen kişi öfkesini kontrol etmek, düşüncelerini toparlamak veya yeni bir tartışmadan kaçınmak için geri çekilir.
Ancak sessizlik sürekli hâle geliyor, sorunların konuşulmasını engelliyor ve eşler arasındaki duygusal mesafeyi artırıyorsa üzerinde durulması gereken bir ilişki örüntüsüne dönüşebilir.
Bu nedenle “Eşim neden benimle konuşmuyor?” sorusunun yanında şu soruyu da sormak gerekir:
“Biz konuşmaya çalıştığımızda aramızda nasıl bir döngü oluşuyor?”
Çünkü çoğu zaman değişmesi gereken yalnızca bir kişinin davranışı değil, iki kişinin birbirini etkileyen iletişim biçimidir.
Eğer bu döngüyü kendi başınıza anlamakta zorlanıyorsanız profesyonel destek, ilişkinizde ne olup bittiğini daha tarafsız ve yapılandırılmış biçimde değerlendirmek için bir seçenek olabilir.
Psikoterapist Mehmet ULUBEY
Psikoloji alanında 17 yıllık tecrübesi olan Uzman Psikoterapist Mehmet Ulubey daha çok aile, çocuk ve cinsellik üzerine çalışmaktadır. Her yıl ortalama 3000 kişinin kendisine, ailesine, cinselliğine ya da çocuklarına psikoterapi ve eğitimlerle ile farkındalık katmaktadır.
Yazar HakkındaBu yazı bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi tanı, tedavi ya da psikolojik değerlendirme yerine geçmez. Zorlandığınız bir konu varsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.
Yüz yüze ya da online görüşme için uygun zamanı belirleyelim.
Randevu Al
İlk görüşü siz paylaşın